logo  www.egehaberleri.net 
atatürk
  • Babaannem
  • 1 Nisan şakasının kökeni nedir?
  • Komşunun Fendi
  • Tıp Bayramı kutlu olsun..
  • Babaannem
  • 1 Nisan şakasının kökeni nedir?
  • Komşunun Fendi
  • Tıp Bayramı kutlu olsun..
Melahat E. TEKEŞİN
melahattekesin@gmail.com

- Babaannem   Yeni   

15 Nisan 2019
Rya Tabirleri

Çocukluğumda, en ilginç bulduğum olaylardan biriydi, yaşlılarımızın eşyalarla konuşması. Galiba, mizacını sert buldukları insanlara söyleyemediklerini, çevrelerinde canlı cansız varlıkların her türlüsüne yüksek sesle dile getirerek deşarj olurlardı.

Mutfağın en yakınındaki odasında yatardı babaannem. Genellikle odasında dinlenmeyi tercih ederdi. Yaşlılık gelmiş çatmış dizlerindeki takat da azalmaya başlamıştı ama pes etmek yoktu, son gayretine kadar bütün enerjisini harcamaya, bayrağını gelinine devretmeye niyeti yoktu. Her iş ondan sorulacak, ona danışılmadan adım atılmayacak otoritesine sahipti. Yattığı odanın kapısını aralık tutar, hem bizi izler, hem de, yanlışlarımıza yön vermeye çalışırdı. Uykusunun kaçtığı gecelerde de midesini bastırmak için yiyeceklere daha kısa sürede ulaşabilirdi; öyle düşünülerek mutfağın en yakınındaki oda, kendisine tahsil edilmişti.

Yaşam alanımız gibiydi mutfağımız, evimizin en geniş bölümünü mutfağımız oluştururdu; uyku saatine kadar yeme-içme sohbet saatlerimiz aynı mekanda geçerdi.

Ben, yatak odamı, büyük ablamla birlikte paylaşırdım, odalar fazla büyük olmadıklarından ancak iki divan konacak kadar alanları vardı. Cam kenarına, daha soğuk olması dolayısıyla ablamın yatağı yerleştirilmişti. Odamızın ahşap duvarı, tuvalete giden koridora ortaklık oluştururdu. Benim yatağım, tam da duvarın kenarında yerleştirilmişti. Yastığımı kavrar duvar dibine kıvrılarak yatardım.

Gecenin bir yarısında, babaannemin koridor kapısını açarken kapı gıcırtısına sinirlendiğini duyardım; sanki kulağıma söylediğini sanırdım. Elinde, yolunu aydınlatması için tuttuğu gaz lambasının aydınlattığı fenerin ışınları, aralık bulduğu tahta aralıklardan girerek hafifçe odamızı da aydınlatırdı.

İyice işlevini yitiren kulakların çıkan sözcükler, yavaş söylediğini sanarak ortalığı inletirdi.

“Daha dün senin menteşelerine su dökmüştüm, bağır bağır milleti uyandıracaksın. İllaki sana yağ vermeden susmayacaksın,  anlaşıldı!” Diyerek mutfağa yeniden döner, zeytinyağı şişesinden pamuğa biraz  zeytinyağı döker, kapı menteşelerini yağlardı. Bu sefer de gıcırtının kesilmesine sinirlenir ona da söylenirdi.

“O kadar yağı içsem, ben de susardım, midenizin kıymetini nasıl da biliyorsunuz, illa da masraf kapısını açacaksınız.”

Bunları, kapı menteşelerine söylerdi. Tereyağı ile işini halledebilseydi, bu kadar içine dokunmazdı; ahırında beslediği ineklerden elde edebilirdi. Halbuki, zeytinyağı, pahalı bir yiyecek maddesiydi ve ücret karşılığı evimize girerdi. Bu nedenle, yiyecek maddelerinde, hatırı sayılı makamda bulunurdu.”

Yemlenme sonucunda evimize gelen inekleri görünce de sevincine diyecek olmazdı.

Yediniz de karnınızı doyurdunuz, aferin size, siz şimdi de susamış olmalısınız, hadi size bir kazan dolusu su vereyim,” derdi. İnekler de sanki anlamışlar gibi gelirler, önce yanlarında durarak onları okşamalarını beklerlerdi.

“Aferin, karnını güzel şişirmişsin, şimdi güzel güzel suyunuzu için de, sağmaya gelince, bol süt verin olur mu,” deyip bir güzel sırtlarını sıvazlardı. Sularını içtikten sonra, ahırın yolunu tutarlardı.

Başka bir günün akşamında da ineklerini sağmış elindeki bakracıyla, evin yanındaki merdivenlerden çıkmamış yolunu uzatarak armut ağacından düşen armutları toplamaya, peştemaline doldurmaya kalkmıştı. Olgunlaşmış armutlardan biri ağaçtan düşüp babaannemin kafasına gelmişti.

“Ay, düşecek başka bir yer bulamadınız da başımı mı buldunuz, yarım aklım kalmıştı; onu da mı başımdan alacaksın?”  Bunu da düşen armuda, sinirlenerek söylemişti.

Bir bahar günüydü, evin avlu bahçesini çalı süpürgesiyle süpürmüştük, güneş etrafı ısıtmış mis gibi çimen – toprak karışımı kokularını beraberine alarak etrafa yaymışlardı.

Babaannem, evin mutfak kapısından başını uzatmıştı.

“Aferin, ben sizi, bunun için çok seviyorum, temizlik sadece evin içinde olmaz, kapı –bacanızı da temizleyeceksiniz, gelen – geçenler, evin içini değil, dışını daha çok görürler. Hayvanlar bile yattıkları yerlerini temizlemeden yatmazlar” derdi.

Geçen gün, Discovery Channel izliyordum, izlediğim olay babaannemi hatırlattı.

 İlginç bir olay izledim, sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim:

 Üreme dönemi anlatılıyordu, boynunda, parlak renklerle donatılmış tüyleri bulunan bir kuş türüydü, ismini kaçırdım, sadece gördüğüm olayı anlatacağım.

Ormanın içinde, devasa bir ağacın altıydı; kuş, ne kadar yaprak ve diken vardı ise gagasıyla bir güzel temizledi. Ağacın köküne rastlayan bölümün tümünü saf toprak alanına çevirdi. Yan daldan izleyen dişisine, temizlediği alan boyunca, çeşitli dans  figürlerini göstererek dakikalarca dans ederek  gönlüne girmeye çalıştı. Hayvanların hem  temizlik anlayışlarına, hem de  dişilerinin gönüllerini fetih etme anlayışlarına hayran kaldım.

Ben, kuşlar hakkında kısa bir anekdot geçtikten sonra, yine de babaannemin maceralı yaşamına geri döneyim:

 Çocukluğumun neredeyse her sabahında, babaannemin yüksek sesle birileriyle kavga ediyormuş hissi duyarak uyanırdım:

Sabah namazını erkenden kılmış evin kuzinesini yakmaya tutuşturamadığı, yakamadığı ateşe sinirlenirken bulurdum.

“Akşamdan üstünüze kül dökmüştüm, bekleyemediniz sabahı, sönmüşsünüz.”

Bunu, sabah ateşini yakarken işime yarar diye yanan odun parçalarına üzerlerine külle kapattığı ‘kor’ parçalarının sabaha kadar dayanamayıp sönmelerine söylenirdi. Babaannemi izlemek, en büyük zevklerimden olurdu; tiyatro biletimi almış locaya oturmuş keyfini yaşardım.

Kıvırdığı dizlerini yere dayamış, kuzinenin önüne çömelmiş bulurdum. Kurutulan fındık kabuklarını altına koyar, üzerine de kuru odun parçalarını koyar kibritle tutuşturmaya çalışırdı:

“Püffff!”

“Püfff! “

Sesleri evin her köşesini zangırdatırdı.

“Nedir, üflüyorum, üflüyorum, tutuşamıyorsunuz, yanamadınız bir türlü.  Mecburen, üzerinize  gaz döküp yakacağım.” Yanındaki gaz şişesinden kızgın küllerin üzerindeki odunlara gaz dökünce ve arkasından kibritle tutuşturmaya kalkınca da:

 Pafff! Sesiyle birlikte, bomba patlar gibi bir ses çıkar, ardından yanan odunlardan canavar dilini uzatır gibi kuzinenin ön kapağının  içinden  alev fışkırırdı. Alevden kaçmak isteyen babaannem, arka üstü düşer bu kez de tekrar odunlara kızardı.

“Yanamadınız bir türlü, illa da bana gazı harcatacaksınız,( gaz harcamak günün koşullarında, pahalı bir alışkanlık olurdu.) içiniz rahat etti mi?

Bir sabah namazı  vakti de, evin avlusunda yaşanan büyük bir kavgaya uyanmıştım:

Babaannem, bar bar, avazı çıktığı kadar bağırıyordu:

 Beline vurup kesmeye çalıştım, inat ettin kesilmedin, üstüne üstlük zıplayıp yüzüme vurdun. Gözümü mü çıkaracaktın!

 Yatağımdan doğrulup sesin geldiği tarafa kulak verdim:

“Eyvah, dedim silahlı insanlar evimizi bastı, dışarıda kavga var!” Yatağımdan fırladım, dışarıya koştum. Babaannemin elinde balta., yanağından kanlar akarken bulmuştum:

“Nerede suçlular,” dedim. Kütüğün üzerine koyup kesmeye çalıştığı odun parçasının ayağının yanına düşmesini  gösterdi.

“Çok kuru imiş inat etti kesilmedi, zıpladığı gibi yüzüme vurdu.!”

Rahat bir nefes almıştım. Olaydan haberi olmayan aile efradı da aynı korkuyla yarı uykulu avluya doluşmuştu.

Onlara, komedi tarzında açıklama görevini de ben üstlenmiştim.

Bugünlük, dağarcığıma babaannem senaryosu düştü, yeni hikayelerde buluşmak dileğiyle.

Saygılarımla.

Melahat Erten Tekeşin.

Babaannem

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in diğer yazıları

Komşunun Fendi

Komşunun Fendi

Komşuluk: Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanlara komşu dendiğini, hepimiz biliriz. Komşular, ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi oluştururlar. Komşularımızla, huy, karakter, mizaç, anlayış ve farklı inanç yapısına sahip olabiliriz. Farklı kültür, görgü ve farklı alışkanlıklarımız olabilir. Farklı ekonomik yapılara sahip komşularla da bir araya gelebiliriz. Köy, kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde, [...]

Kara Mehmet Amca

Kara Mehmet Amca

Kara Mehmet derlerdi adına; bu sevimli, uzun boylu, buğday tenli, kara kaşlı nüktedan amcamıza, ‘Kara’ lakabını, sırf kaşlarından dolayı mı, böyle bir yakıştırma yapmışlardı, bilemiyorum. Bana kalsaydı; en parlak olanını, en canlısını, en çok sevdiğim renklerden birini yakıştırırdım. Bayram sabahlarında, mahallenin büyükleri, gençleri, evimizin hemen yanında bulunan camiden çıkarlar, ayakkabılarını çarçabuk giyerek evlerinden çıkamayan, camiye gelemeyecek durumdaki [...]

Uğur Böcekli Ayakkabılarım

Uğur Böcekli Ayakkabılarım

Bayram hazırlıklarına başlanmış, bir hafta öncesinden heyecanı bizi almıştı. Koca koca kazanlarda sodalı sular kaynatılıyor, uzun saplı bakır tavalarla, kazandan alınan sular, duvarlara hızlıca çarpıtılarak kış boyunca is bağlayan tahta duvarlar yıkanıyordu. Bir kısım sular tahtaya sinen kirlerini beraberinde alarak aşağıya süzülürken belli bir bölümü de buharlaşarak ahşap kokusuyla birlikte etrafa yayılıyordu. Evimizin en geniş bölümüydü mutfağımız, [...]

Güzüme Takılanlar 3

Güzüme Takılanlar 3

Yeni yerler keşfetmek beni heyecanlandırıyor. Bir ay öncesi, ailece karar verildi; parkı çok meşhur olan bölgeye gidildi. Yapraklar kışa yakalanmamaya direniyor gibiler; hala, kırmızı ve turuncunun tonlarını muhafazada başarılılar. Park alabildiğine büyük, ucu bucağı görünmeyen cinsten ama tam ortasından, doğa koşullarını kirletmeden, beton olaylarına girilmeden, taşıtların geçmesine izin verilmiş. Burası, bir hayvan cenneti gibi. Bir ara, geyik sürülerine rastladık; inanılmaz [...]

Gözüme Takılanlar 2

Gözüme Takılanlar 2

Kızım, iş nedeniyle başka bir ülkeye yerleşti; Yeni hayatına alışıncaya kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Torunlarımı okul servislerine verdikten sonra, sokak sokak dolaşıyorum. Nasıl bir şehir, derseniz de anlatmak isterim: Mesela, ben Rize’nin Fındıklı ilçesinde doğdum. Alın elinize devasa bir ütüyü, ütüleyin dağlarını tepelerini, aynı eğitim kültürüyle insanlarını, bitki örtüsüyle, havasıyla, yağmuruyla, alın size, kardeş bir [...]

Gözüme Takılanlar 1

Gözüme Takılanlar 1

Huyumdur, farklılıklar hemen gözüme takılır. Ülkelerin birinden memleketime dönüyordum. Kilometrelerce havadaydık, yerlerimize oturmuş kemerlerimizi bağlamıştık. Uçak seyahatlerinde, koridor koltuklarını tercih ederim; ikram yapan çocuklarla bire bir göz göze gelmeyi, candan teşekkür etmeyi severim. Bu kez de orta bölümün koridor kenarını tercih etmiştim. Sağ koluma denk düşen koridorun başında biri oturuyor, ilgi çok yüksek. Dikkatimi çekti, yan gözle incelemeye [...]

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi Erduran tarafından yapılan yorumlar

Gerçekten bu yaşanan cocukluğumuz ve bayram hazırliklarimiz,70 şinde olsakda çocuksu duygularin hayali ,,mekâni ve çevresi ile olşuyor insanda,bir daha yaşattiniz çocukluğumuzu.teşekkürler..ederim. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi tarafından yapılan yorumlar

Gercekten cocuklugumuzun bayram hazirliklarini animsattiniz. 70'misimde olsam bile gecmisteki bu bayramlari hatirlamakla mutlu oldum. Teşekkür ederim, kaleminize saglik.. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Alparslan Alemdar tarafından yapılan yorumlar

Güzel yazılmış hoş bir anı. Hatırladıkça insan o günleri yeniden yaşıyor. ...

Güzüme Takılanlar 3 yazısına S. Eryılmaz tarafından yapılan yorumlar

Çok sıcak gülümseten bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Akıcı bir dille yazılmış. ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

Babaannem

Çocukluğumda, en ilginç bulduğum olaylardan biriydi, yaşlılarımızın eşyalarla konuşması. Galiba, mizacını sert buldukları insanlara söyleyemediklerini, çevrelerinde canlı cansız varlıkların her türlüsüne yüksek sesle dile getirerek deşarj olurlardı. Mutfağın en yakınındaki odasında yatardı babaannem. Genellikle odasında dinlenmeyi tercih ederdi. Yaşlılık gelmiş çatmış dizlerindeki takat da azalmaya başlamıştı ama pes etmek yoktu, son gayretine kadar bütün enerjisini harcamaya, bayrağını gelinine devretmeye niyeti [...]

1 Nisan şakasının kökeni nedir?

1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX Charles’in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine devam ettiler. 1 Nisan’da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirdiler. 1 Nisan’a bütün aptalların [...]

Influencer İletişimi Yapmak İsteyen Markalar İçin Kitap Önerisi

Geleneksel pazarlama yöntemlerinin dijital bir pazarlamaya evrildiği günümüzde influencer marketing,  markaların ve reklam dünyasının odağı haline geldi. Influencer iletişimi dijital dünyada artan rekabet ve reklam engelleme uygulamalarının (adblock) gün geçtikçe artması nedeniyle çok daha tercih edilebilir bir reklam modeli haline dönüştü.   Hürriyet’in sosyal medya, influencer marketing platformu olan Boomads projesinin yöneticileri Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten’in [...]

Komşunun Fendi

Komşuluk: Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanlara komşu dendiğini, hepimiz biliriz. Komşular, ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi oluştururlar. Komşularımızla, huy, karakter, mizaç, anlayış ve farklı inanç yapısına sahip olabiliriz. Farklı kültür, görgü ve farklı alışkanlıklarımız olabilir. Farklı ekonomik yapılara sahip komşularla da bir araya gelebiliriz. Köy, kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde, [...]

Tıp Bayramı kutlu olsun..

Ülkemizde, tıp bayramı 14 Martta kutlanmaktadır. Bugün de biz yeni bir tıp bayramını kutluyoruz. Osmanlı Padişahı II. Mahmut döneminde 14 Mart 1827’de, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhanenin, Şehzadebaşı’daki Tulumbacıbaşı Konağı’nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulması, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, “Tıp Bayramı” [...]

İstiklal Marşı’nın Kabulü,12 Mart 1921

Millî marşlar, milletlerin kahramanlık destanlarıdır. Bayrağımız ve onun hürriyetini ebedîleştiren İstiklal Marşımız; milletimizin ruhunu, tarihini, ideallerini aksettiren ölmez değerlerdendir. Ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü için ATATÜRK önderliğinde mücadele veren TBMM Hükümeti yeni bir ordu kurarken bu orduyu ayakta tutacak, ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabasındadır. Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak, vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak [...]

Dünden bugüne Dünya Kadınlar Günü

Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800’lü yıllarda bir tekstil fabrikasında daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geldi Kadınlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart’ta eşitlik isteklerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar. 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması, [...]

 

Melehat Erten Tekeşin, Sezen Aksu, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, söz yazarı, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alieren.eu, Alieren Ürküt, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler,