logo
atatürk
  • Seni Seviyorum !
  • Yarınsız Yaşamak
  • Yüzyılın Ajanı Çiçero
  • Sen özgür müsün?
  • Seni Seviyorum !
  • Yarınsız Yaşamak
  • Yüzyılın Ajanı Çiçero
  • Sen özgür müsün?
Melahat E. TEKEŞİN
melahattekesin@gmail.com

- Memedali amca ve kazakcı Yılmaz   Yeni   

23 Mart 2020
Rya Tabirleri

Bazı insanlar, mesleklerini icra ederken önceliği insan kazanmak üzerinde yoğunlaşırlar. Onların yaptıkları işi unutur, size olan ilgileri ile hafızanızda yerleşirler. Bu yazımda sizlere iki esnaftan söz etmek istiyorum onlardan ilki, benim büyüdüğüm Rize’nin şirin ilçesi Fındıklı kasabasında, bakkal dükkanı işleten Memedali amcadır:


Bakkal dükkanı, kasabanın doğusunda, ortaokula takriben yedi yüz metre uzaklıkta yer alıyordu. Hiçbirimiz onun bakkal olmasından söz etmezdik. “Memedali amcada bu var, şu var” diye bahsederdik. O günün koşullarında, bize göre paha biçilmez rengarenk, kırmızı, sarı, yeşil, üzeri cam gibi parlayan akide şekerlerini satardı.

En çok da bizim talebimiz onlara olurdu. Bu özel şekerler, her daim bulunmazdı. Geldiği haberi de aramızda, devlet sırrı gibi fısıltı halinde yayılırdı. Öğle paydosunu sabırsızlıkla bekler, zil çalınca da bir solukta dükkana varırdık. Memedali amca orta boylu, hafif tombalak, ama çevik, hareketli, güleç yüzlü, sevgi dolu gözlerle bakan biriydi.

Memedali amca akide şekeri var mı?” Sorumuza karşılık, kendine özgü yöresel şivesi ile:
Olmaduği içun yoktur” derdi.
En büyük zevklerinden biri, önce kötü haberi verip bizi masumlaştırmak sonra da güzel haberi verip bizdeki sevinci görmek olurdu. Bu nedenle, akide şekerlerini gözden uzak, dükkanının arka bölümünde saklardı. Dükkanın önünde kuyruk olup akide şekeri alma sırasına dizilirdik.
En öndekine sorardı.
Ne istedun?
Akide şekeri var mı, Memedali amca?
Önce ciddileşir, çocukça bir sesle:
Olmaduği içun yoktur!” derdi.
Yüzümüzdeki hüznü gördükten sonra hafif tebessüm eder:
Hele bir arka depoya bakayım” diyerek sevimli ama çevik hareketlerle, zıplaya zıplaya dükkanın arka bölümüne geçer bir iki dakika sonra, huni şeklindeki saman kağıdına sarılmış şeker paketi elinde, otuz iki dişini göstererek güler, en öndekinin işini görürdü. Hiç üşenmeden, aynı nakaratı, her birimiz için tekrarlardı.
Akide şekeri var mı Memedali amca?
Olmaduği içun yoktur
Hele bir bakayım

En büyük keyfi de onun sempatik hareketlerini izlerken alırdık. Elimize tutuşturulan akide şekerlerimizle, servete kavuşmuş gibi hissederek okulumuzun bahçesine doğru yol alırdık. Memedali amca, sevgi yumağı gibi, yolu bakkalından geçen çocukların yüreklerinde yer aldı.

Ele alacağım ikinci esnaf da yıllar sonra karşıma çıkacaktı. Öğretmenliğimin onuncu yıllarına rastlar. Tayinimiz Trabzon iline çıkmıştı. Çevre ilçelerde belli bir süre görev yaptıktan sonra, tayınım yapılmış merkez okullarından birine yerleştirilmiştim. Okulumuzun sosyal bölümü olan faaliyetlerde aktif olarak yer alıyordum. Okula, gelir amaçlı çay ve balo partileri düzenleyerek hem halkla bütünleşiyor hem de satışı sağlanan biletlerden okulumuzdaki, yardıma muhtaç çocukları giydirme amaçlı, gelir elde ediliyordu.

Eğlenmek üzere, partiye gelen kadınlarda triko şıklığı yarışı gözleniyordu. Fısıltı gazetesi faaliyete geçerdi. “Falanca hanımın giydiği kazak ne kadar hoş, nereden aldı acaba?” Yanıtlar hep aynı olurdu.
Nereden olacak Kazakçı Yılmaz’dan

Bu söylem hiç değişmezdi. Kadınların ev toplantılarında, misafirliklerinde, şıklıklarını sergileyebilecekleri her ortam için geçerliydi. Kimdi bu Kazakçı Yılmaz? Buyurun, sizlerle hep birlikte Trabzon ilinin merkezine uğrayalım:

Kunduracılar Caddesi’nin batı girişinden, yüzümüz, Trabzon Meydanı’na doğru dönük vaziyette yürüyelim. Takriben beş on dakika sonra, yürüyüş istikametimizin sol kolumuza düşen istikamette, küçük bir pasajın yanına gelmiş oluruz. Sol kolumuza doğru dönüş yapıp pasaja adım atarsak, pasajın içindeki sağdan ikinci dükkan Kazakçı Yılmaz’a ait.

Zaten günün hangi saatinde giderseniz gidin, içinde gülücülerle kahkaha atan bayanların istilasını görürsünüz. Herkesin Yılmaz ağabeysidir o. Müşteri girdiğinde, hemen ayağa kalkardı. Aslında her daim onu ayakta görürdük diyebilirim. Hangi kazağın kime yakışacağını o kadar iyi bilirdi ki adeta sizi şaşkına uğratırdı. Diyelim ki gerdanı güzel bir bayan müşteri olarak gelmişse gerdanını ortaya çıkaracak modelli kazağı ona verecektir. Müşteri ne derece dirense de ikna etmede sınır tanımazdı.

Kazak dedimse de günün koşullarında Türkiye’nin en ünlü markaların kazaklarını bulundururdu. Bir kazağı almak için neredeyse maaşımızın yarısını ödemek zorundaydık. Asla müşterisine peşin ücret taraftarı olmazdı. Sizi takside bağlar, ne kadar ödeme yapmanız gerektiğini sizin insafınıza bırakırdı.

Taksitlerimizi, bizzat kendimiz ödemek zorundaydık. Diyelim ki eşimizi ödemeye gönderdik.
Oyle kimseyi tanimayurum” derdi.
Belki karısı, kocasından gizli aldı, belki benden sır alacak, söylemem kocalarına!

Bir gün çok sıkıntılı bulmuştuk. Kadının biri, beş kağıt parası taksit ödemişti. Yeni piyasaya çıkan, yirmi kağıt parayı, kaldırıp kaldırıp tezgaha çarpıyordu. “Bu kağıt para niye çıktı, beşten sonra on kağıt para çıktı, şimdi de yirmi, kaç yıl sonra borcunu ödeyecek?” Dolaylı yoldan, enflasyon doğrultusunda ödemeye dikkat çekiyordu.

Kadın toplantılarında, iki bayan yan yana geldiğinde, en keyifli konuşmayı, Kazakçı Yılmaz hakkında anlattıkları olurdu. Bir gün de, arkadaşımla gitmiştim. Arkadaşım ‘V’ yakalı bir kazak beğendi. Deneme odacığında üzerine giydi. Arkadaşın açıklamasına bırakmadan müdahale etti:

Olmaz olmaz, okul ciddi, sen ciddi, sana uymaz” dedi ve çıkarmasını istedi. Çok güzel triko elbiseler de satardı, yıllar önce, bana yorum yapacak fırsatı bile vermeden bir triko elbise vermişti. Nereden aldığımı sormayan kalmamıştı. Aradan yıllar geçince, üzerime kilolar eklenmişti. Uğradığım bir günde, çok güzel bir triko elbisenin yan bölümde asıldığını gördüm; denemeye kalktım. Hemen elimden aldı: “Olmaz olmaz, gönüsten olur, kalçadan olmaz!

Alışveriş esnasında kimsenin ismini yazmazdı, ısrar etsek de “ben sizden sonra yazarım” derdi. Bu kadar insanın adını nasıl hafızasında tuttuğu aramızda muamma konusu olmuştu.

Eski müşterilerden biri, bir gün iyice merak edip sormuş:
Ya, Yılmaz ağabey, sen o bayanı hiç tanımıyordun ismini de sormadın. Nasıl aklında kalacak? Ne olur deftere ne yazdın okuyabilir miyim?
Olmaz” demiş o benim sırrım kimseye okutmam. Bayan çevik hareketlerle defteri alıp okumuş. Yazılan aynen şöyle:
Kırk Merdivenler’in başında oturan bol podrali karinun yanındaki iri m… kari

Yani, önceki müşterinin de sonrakinin de adını bilmeden fiziki özelliğine göre bir yakıştırma yapıp kendine göre kaydını yapıyormuş. Trabzon kadınları arasında Kazakçı Yılmaz dükkanı tiyatro sahnesi durumunda görev veriyordu. “Canımız sıkılıyor, bi Yılmaz’a uğrayalım” durumuna gelmişti.

Güneşli bir gündü, bi uğrayalım demiş arkadaşımla uğramıştık. Bizden önce iki bayan daha uğramış sohbete başlamışlardı. Bayanlardan birinin hayli kilosu vardı, eline bir kazak almış deneme odasına giderken kazağı elinden aldı . “Sana olmaz patlatursin” dedi.

Kazakçı Yılmaz bu, kimse onun dediğine alınmazdı. Aksine, altın günlerinde anlatacakları malzemeyi yakalamış oluyorlardı. Yılmaz’ın o gün asıl amacı, yanındaki bayana kazak vermekti. Vermek diyorum çünkü, adamın satmakla hiç işi olmazdı. Malının kime yakışacağını kestirir, “her ay ne kadar verebilirsen o kadar öde” der, onu vermeden dışarıya gitmesine izin vermezdi.

Hafif dekoltesi olan bir kazağı, kadının eline verdi. Kadın da tam onu taşıyacak özelliklere sahip. Denemesi için ikna etti, kabine girip kazağı giydi. Dışarıya çıkınca gözümüzü kadından alamadık. Kadın biraz mahcup, biraz utangaç. “Olmaz, bunu giyemem” Kazakçı Yılmaz, o kadar ikna etmişti ki, çok uğraşmıştı alması için. Birdenbire morali bozuldu, o kazağı bayan alırsa girdiği ortamda dikkat çekecek, aynısını almak için diğer kadınlar sıraya gireceklerdi.

Nadir sinirlendiği anlardan birini yaşıyorduk.
Neden almıyorsun” diye sordu.
Ama, Yılmaz ağabey, giyemem ‘v’ kısmı çok açık, görünüyor!
Daha çok sinirlendi, başını uzatarak dekoltesine baktı, yöresel şiveyle:
Aha gördüm, kopti mi, duşti mi?
O günden bu güne, fıkra gibi, dilden dile, “Kopti mi, duşti mi” söylemi her ortamda, yolu kazakçı Yılmaz’ın dükkanından geçen herkesin gülümseme malzemesi oldu.

Saygılarımla.

Not: Yaşadığımız, zor günlerimizde, biraz konudan uzaklaştırmak istedim sadece…

Melahat Erten Tekeşin

Memedali amca ve kazakcı Yılmaz

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in diğer yazıları

Gidişi Kutlamak

Gidişi Kutlamak

Biliyorum bana alıştınız tebessüm edebileceğiniz yazıları bekliyorsunuz, ama Ulusça üzgünüz. Daha, yüreklerinde yeni bahar tomurcuklanmaya başlamışken gencecik evlatlarımızı, yüreklerimize korlar bırakarak yolculadık, yolculuyoruz. Bu nedenle, affınıza sığınıp günün koşullarına uygun bir anlatımla karşınıza çıkıyorum. Oldum olası, değişik değişik kültürleri öğrenmekten keyif alırım. Tesadüf eseri, başka bir ülkede bulunuyordum. Bir yakınımızın kızı, yıllar önce, [...]

Cesaret

Cesaret

Gece boyunca ıslık çalarak tahta panjurlarımı zangırdatarak uykumu bölen rüzgâra inat, sakin bir sabaha uyanmıştım. Pencere panjurlarının koca demir kilitlerini açtım, çerçeveleri yukarıya kaldırdım. Çelik destekli aparatı dışa doğru çevirerek çerçevelerin yukarıda kalmasını sağladım. Başımı dışarıya uzatarak baktım, hava henüz aydınlanamamıştı ama ciğerlerim temiz hava ile buluşmuş çoktan mutlu olmuştu. “Daha kahvaltı yapacağım. Yürünecek [...]

Hamam

Hamam

Hüzün dolu bir sonbahar sabahlarından  biriydi günlerden pazar. Gece boyunca ailemi düşünmüş, geç saatlerde uykuya dalmıştım. Sabah olup uyanınca, gördüklerimin gerçek olmadığına sevinmiştim. Gözlerimin kenarından dökülenler yastığımı ıslatmışlardı. Aile özlemi içimi sarmış, hassas bir dönemime girmiştim. Öğretmenlerimden gelecek bir gülücük, özlemimi bastırmaya yetecekti. Koridorda gezinirken, Ülker Hanım’ın dikkatinden kaçmamış ve arkamdan seslenmişti. Yanıma yaklaşarak omuzuma dokunmuş, “Seninle [...]

Ufak Haylazlıklar

Ufak Haylazlıklar

Erzurum Nenehetun Kız Öğretmen Okulu’nun zifiri karanlığında, elinde kocaman aletiyle gezen gece bekçimize özellikle sorardık: “Durmuş dede saat kaç?” “Sağet uçi on ğavuşir” Aradan biraz daha zaman geçmesini bekler, bu sevimli dedemizin ilginç yanıtını duymak istediğimizden yeniden sorardık. “Durmuş dede saat kaç?” “Sağat uçi on savuşir” Gece yarısı, bahçeye çıkmak istediğimizde de: “Yassağ yassağ, gapıları gapattım, deşarı çığmağ yassağ” Gece bekçisi Durmuş dede, sorduğumuz her [...]

Bit Görüldü!

Bit Görüldü!

Anlıyorum, başlık pek iç açıcı olmadı; ama dinlediğinizde bana hak vereceğinizi biliyorum. Bu günlerde İngiltere Oxford’a kızımın yanında bulunuyorum; torunlarıma gerektiğinde, anne babaları seyahatte olduklarında, yardımcı olmaya çalışıyorum. Torunlarımdan büyüğü oğlan olan, tamamı erkek olan okula, kız olan da tamamı kız olan başka bir okula gidiyor. İyi okullar olsun istenildi, okula girerlerken de “kılı kırk yarar” misali testlerden geçirilerek [...]

Ah annem ah!

Ah annem ah!

“Çocuk yaşta kaybetmiştim annemi” diye söze başlamıştı Ali, hikayesini dinliyoruz: “Annemin sıcak kucağından, kader beni iskemle tepelerinde, korunmasız bırakmıştı! Ağabeyim, babam ve ben şimdi ne yapacaktık? Babam gençti, evlenmesi gerekiyordu; kendine uygun bir eş almış evimize, yeni bir anne gelmişti. İlk günler, güllük gülistanlıktı her şey, yeni annemiz bize çok sevecen davranıyor; neredeyse annemizi aratmıyordu desem yeridir. Yeni anneden [...]

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Memedali amca ve kazakcı Yılmaz yazısına burhan tarafından yapılan yorumlar

Elinize sağlık yengem bu kötü günlerde ilaç gibi geldi teşekkür ederim. ...

Haydi Pikniğe Gidiyoruz! yazısına Can tarafından yapılan yorumlar

Melahat hocam yazılarınızı okumak müthiş keyifli sizin gibi harika bir insani tanimak ayrı bir mutluluk ,sevgiler kalbi güzel insan ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi Erduran tarafından yapılan yorumlar

Gerçekten bu yaşanan cocukluğumuz ve bayram hazırliklarimiz,70 şinde olsakda çocuksu duygularin hayali ,,mekâni ve çevresi ile olşuyor insanda,bir daha yaşattiniz çocukluğumuzu.teşekkürler..ederim. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi tarafından yapılan yorumlar

Gercekten cocuklugumuzun bayram hazirliklarini animsattiniz. 70'misimde olsam bile gecmisteki bu bayramlari hatirlamakla mutlu oldum. Teşekkür ederim, kaleminize saglik.. ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

Seni Seviyorum !

Sevgiyi bilmeyene, sevgiyi anlatıyorum… Sevmek, insanın içinde var olan en eşsiz, en özel, en güzel duygudur. Kanatlarının ruhundaki izidir sevmek… Bu yüzden sevmek, sevebilmek bir insanın iç dünyasının Allah tarafından verilmiş en önemli hazinesidir. Gerçekten sevebiliyor muyuz?   Bunu şöyle anlatmak istiyorum, Bastırılmış duyguların altında saklı, gün yüzüne çıkmayan gizli sevgi. Bu sevgilerin en önemli özelliği çocuklukta yaşadığı bastırılmış [...]

Yarınsız Yaşamak

Her yerde bir telaş, bir korku, sokaklar ağır ağır boşalırken dükkânların kepenkleri birer birer kapanıyor. İşin farkına varanlar aylarca öncesinden telaşı yakalamış zaten, hazırlıkları son safhada, neyin telaşı neyin hazırlığıydı bu? Elimizden hiç eksik etmediğimiz o vazgeçilmez haberleşme araçlarımızdan üretebildiklerimizi paylaşıp, henüz adını dahi öğrenemediğimiz o minicik virüsten korku dağları yaratıyoruz. Hikâyeler almış başını gidiyor, komplo [...]

Yüzyılın Ajanı Çiçero

Ajanlık kavramının, ülkemizde en bilinen dünyanın en meşhuru, kitaplara, filmlere konu olan Çiçero, yani İlyas Bazna’yı yakından tanıyalım. Çiçero; “Herkes hata işleyebilir, yalnız ahmaklar hatalarında ısrar eder” sözü ile iletişim ve kişisel gelişimin en bilinen yaklaşımına neredeyse öncülük eden, “İnsan kendisini kaybetmeden kendisini bulamaz” sözüyle bize tasavvuf felsefesini anımsatan, Başı kesilerek idamı yapılan, kellesi farklı noktalarda meydanlarda halka teşhir [...]

Sen özgür müsün?

Özgürlüğün herkesçe bir tanımı vardır, herkesin özgürlük anlayışı farklıdır. Kimine göre esaretten kurtuluş, kimine göre sağlık, kimine göre aşk, kimine göre yalnızlık, kimine göre ayakta kalmak, kimine göre her şeyi tek başına halletmektir. Bir annenin bebeğini kucağına almasıdır özgürlük, sancılar içinde kıvranan bedeninin, acısını ruhunun her yerinde, vücudunun her zerresinde hissettiği ağrıların sonunda selamlamasıdır bebeğini özgürlük. İstediği [...]

Nasıl Hasta Adam Oldun?

Muhteşemdin Osmanlı! Bambaşka bir çağın bembeyaz sayfalarını açan, koca bir imparatorluğu yerle bir eden, savaşlar kazanıp kaybeden, bir devrin en çok çekinilen Gücü; Osmanlı Devleti… 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ile işgali kabul eden devlet, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nin açılması ile milletimiz üzerindeki etkinliğini yitirmeye başlamış, 1 Kasım 1922 günü saltanatın kaldırılması ile [...]

Kuşadası Kadın Yazarları

Kuşadası yıllardır turizme hizmet veren bir ilçemizdir. Sanata ve sanatçıya değer veren, fuarlar, konserler, sergiler ve benzeri etkinliklerle, belirlenen tarihlerde halkımızla sanatçılarımızı buluşturur. İki yıl önce KUYAP; Kuşadası Yazarlar Platformu kadın ve erkek yazarları bir araya getirmiş ve çeşitli Kitap Fuarlarına katılan yazarlar eserlerini imzalayarak okurlarıyla buluşmuşlardır. Kuşadası‘nda bulunduğum yıllarda, beni de aralarına [...]

Hayatta Kal, İyi Kal

Dünyanın korkuyla savaştığı Covid-19 yaşamımızı bu günlerde oldukça etkiledi ve böyle giderse etkilemeye devam edecek. Yaşamak, nefes almak, gezmek, dolaşmak, sevdiklerinle vakit geçirmek, bir kahve içmek dostunla, sahilde bir deniz havası almak… Oysa biz yaşamın içinde bütünmüşüz kendimizle ve hep birlikte. El ele, kol kola dolaşarak mutlu oluyormuşuz, iyi hissediyormuşuz kendimizi. Nefes almanın özgürce dolaşmanın kıymetini çok [...]

 

Melehat Erten Tekeşin, Sezen Aksu, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, söz yazarı, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alieren.eu, Alieren Ürküt, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler,