logo
atatürk
  • Proje Çocuk Nedir?
  • Daldan Dala
  • Ah annem ah!
  • Otonom Sisteme Türk Damgası
  • Proje Çocuk Nedir?
  • Daldan Dala
  • Ah annem ah!
  • Otonom Sisteme Türk Damgası
Melahat E. TEKEŞİN
melahattekesin@gmail.com

- Ah annem ah!   Yeni   

25 Kasım 2019
Rya Tabirleri

Çocuk yaşta kaybetmiştim annemi” diye söze başlamıştı Ali, hikayesini dinliyoruz: “Annemin sıcak kucağından, kader beni iskemle tepelerinde, korunmasız bırakmıştı! Ağabeyim, babam ve ben şimdi ne yapacaktık?

Babam gençti, evlenmesi gerekiyordu; kendine uygun bir eş almış evimize, yeni bir anne gelmişti. İlk günler, güllük gülistanlıktı her şey, yeni annemiz bize çok sevecen davranıyor; neredeyse annemizi aratmıyordu desem yeridir.

Yeni anneden de ailemize, yeni üyeler dahil olmaya başlamıştı. En küçük kardeşimiz iki yaşını doldurmadan, yeni bir kardeş daha dahil oluyordu ailemize. Kardeş sayısı altıya çıkmıştı. Bizim yaşımız ilerliyor, beslenme ihtiyacı, her geçen gün daha kendini hissettiriyordu.

Babam işsiz, dededen kalma araziler de bizi beslemeye yetmiyordu. Yeni annemizin, bahçeleri belleyip ürün alması gerekiyordu. Büyük kardeşlere, küçük kardeşler emanet edilip annem bağ bahçe işlerine koşuyordu.

Ahırdaki üç ineğin sorumluluğunu ağabeyim üslenmişti. Yeni annemiz, sabahın erken saatlerinde süt sağım işlerini bitirdikten sonra ağabeyimi uyandırırdı. Ağabeyime babamın eski gömleklerinden kenarlarını kıvırarak yaptığı bohça büyüklüğündeki parçaya mısır ekmeğini yerleştirirdi. Yanına da odun sobasının üzerinde demir çubuklara asılarak kurutulan yumurta büyüklüğündeki lor peynirlerinden, dörtte bir bölümünü keserek ekmeğin yanına koyardı.

Biliyorsun evde, daha doyacak bir sürü boğaz var, peyniri dilinle yaladıktan sonra ekmeği ısırırsan peynir sana gün boyunca yetecek” der, yollardı. Ağabeyim, daha delikanlılık çağına gelmeden baba sorumluluğunu yüklenmiş gibiydi. Sabahın alaca karanlığında ineklerini alır, köyümüzün en tepesindeki, kamu arazilerinde ineklerin karınlarını doyurur, akan sulardan sularını içirir akşam karanlığında eve dönerdi.

Babama gelince: Sanki, bu kalabalık ailenin reisi değilmiş gibi, sorumsuzca davranırdı. Follukta, iki üç tavuğun seyrek yumurtladığı yumurtalardan alır, atmacayı yakalamada av olarak kullanacağı kuşuna yedirmek üzere kaynatırdı.

Bir sabah uyanınca, babamı elinde kuşla bulmuştuk; keyfini yerinde görünce, bütün kardeşler etrafında toplanmıştık. Bize anlatmaya başladı: “Ben şimdi bu kuşun görüş alanını daraltmak için göz kapaklarının üzerine, bal mumunu yapıştırıcı ile yapıştıracağım; gökyüzünü göremeyecek, sadece alt yüzeyleri görecek, yiyeceklerini yiyebilecek

Fındık ağacından, kalınca ve düzgünce bir çubuk keserek önce kabuklarını yonttu; sonra da bir ucunun bir iki santim gerisini bıçakla oyarak yuvarlak oyuk meydana getirdi. Kuşun göz kapaklarının üst kısmına kapak yerleştirdi. İki üç metre uzunluğundaki ipi, kuşun bir ayağına, diğer ucunu da çubuğun, çukurlaştırdığı bölüme bağladı.

Şimdi ben bu kuşu, dağlara çıkıp en yüksek bulduğum ağacın tepesine çıkarak çubuğuyla bağlayacağım. Kuş ayağına bağlanan ip uzunluğu kadar uçacak. Ağacın, kuşun uçuş mesafesinin ön bölümüne de ördüğüm ağı gereceğim. Atmaca, kuşu yakalamanın keyfi ile gelirken ağı göremeyecek, yakalanacak. Ben de pazara götürüp meraklılarına satacağım, size yiyecek alacağım” diyerek keyfine, böyle bir kılıf uydurmuştu.

Atmaca dediğin öyle kolay yakalanmazdı, üstelik meraklıları, aynı keyfi, kendileri yakalayarak yaşamak isterlerdi. Kasabada öyle alıcı bulmak da bir elin parmağını geçmezdi. Bana gelince: Gençlik öncesi çocukluğumu yaşıyordum. İştah tavanda, evde ne var ne yok öncelik kardeşlerimin olurdu.

Kardeşlerin küçük, tabağını süpürme hemencecik” derdi üvey annem. “Annem olsaydı?” demeye başlamıştım. Sofradan tok kalktığımı hatırlayamıyorum, tencerenin sıyrılan bölümleri, hep benim olurdu.

Beş yüz metre mesafede, bir arkadaşımın evi vardı. Arkadaşım bize uğrayınca durumumu gözlemleyip içten içe üzülürdü. Oyun sonrası ayrılırken hep tembih ederdi: “Yarın bize uğra, falan saatte biz kahvaltı yapacağız. Seni görünce, annem sofraya oturtmadan bizim yememize asla müsaade etmez” derdi.

Arkadaşımızla nadir küslük yaşadığımız günler hariç, kahvaltı öncesi ben hep onların kapısı önünde oynardım. Arkadaşımın annesinin seslenişini duyardım: “Ali gelmiştir, avluya bir bakın

Dışarda akan suya gönderir, elimi yüzümü yıkatır sileceğim havluyu bile verirdi. Şimdi size özel bir itirafta bulunmak istiyorum:

Çevre bostanlıklarda salatalık domates ne görürsem gizlice girer alelacele koparırken köklerine de zarar verirdim. Mutlaka yoldan geçen birileri beni görür, bostan sahibine şikayet ederlerdi. Her vukuatımda kapımıza bir komşu hışımla gelirdi:

Ali salatalık bostanımı mahvetti, ayakları ile çiğnemiş emeklerim mahvoldu!

Ali domates tarlamı çiğnedi!

Ali yeni aşıladığım elma ağacını kırdı!

Mandalinanın dallarını kırdı!

Vs vs

Üvey annemin de hakkını vermek gerekir, iyi terbiye almış bir aileden, durum ona ağır geliyor. Her vukuatımdan sonra arkadaşımın annesi Ayşe teyzeme, göğüs kafesini döve döve, yüzü domates gibi kızarmış vaziyette giderdi. Ayşe teyze, aynı zamanda rahmetli annemin de çok kıymetli dostuydu. Ne yapar eder üvey annemi rahatlatırdı.

Bir ara beni çocuk yetiştirme yurduna verdiler, altı ay sonra, bir yolunu bularak evime geri döndüm. En çok da komşu Ayşe teyzemi ve arkadaşımı özlediğini söyleyebilirim. Komşu bostanlarından, salatalık, domates, mısır, portakal aşırmalarım neredeyse delikanlılık çağıma kadar devam etti.

Bir gün çok sevdiğim komşu teyzemin kümesinden tavuk aşırmayı aklıma koymuştum. Yakalanırsam da arkadaşımın ismini vererek müsaade ettiğini söyleyecektim. Nasılsa arkadaşımın beni ele vermeyeceğini biliyordum.

Bütün planlarımı yaparak kimsenin olmadığı bir zaman dilimini kollayarak, canım arkadaşımın kümesinden, neredeyse beni yılın her günü çocukları gibi gören komşu, Ayşe teyzemin kümesinden tavuğu çalıp evime götürmüştüm.

Üvey annem sorunca da komşu teyzemin adını vererek hediye ettiğini söyledim. Nasılsa ortaya çıkmaz diye düşünmüştüm. Komşu evinde tavuğun eksikliği fark edilmiş tilkinin kaçırdığı düşünülmüş ya da köpeklerden biri suçlu ilan edilmişti.

Her sabah, yumurta bulurum umuduyla folluğu kontrol ediyor elim boş dönüyordum. Bostan vukuatlarını işlediğim günlerden birinde, komşular şikayete gelmişler üvey annemi çıldırtmışlardı.

Her zamanki gibi komşu teyzemim evine apar topar gitmişti. Laf arasında : “Senin hediye ettiğin tavuk” diye söze başlamış tavuğun adresi belli olmuştu. Komşu teyzem hiç bozuntuya vermeden dinlemiş.

Her zamanki gibi komşu teyzem, benden bahsetmeden rahatlatmış eve dönmesini başarmıştı.

Üvey annem: “Ayşe teyzen seninle konuşmak istiyor, evde kimse yokken bir konuşayım dedi” diyerek canım Ayşe teyzemin ricasını bana iletmişti.

Üvey annemin lafını ikiletmeden Ayşe teyzemin evine kısa sürede varmıştım. Ayşe teyzem, lafı fazla dolandırmadan:

Sizin kümesteki yabancı tavuk yumurtlamıyor, şimdi tavukları yemlerken en fazla yumurtlayan tavuğu sana işaret edeceğim, onu yakalayıp evine götür; sizdekini de bana geri getir, boşuna yemlerinize ortak olmasın” dedi.

Utanç mı desem, mutluluk mu desem, şaşkınlık mı desem bilemiyorum; hepsinin karışımı vardı üzerimde. Ayşe teyzem hem torbasının içindeki tavuk yemlerini avlunun ortasına saçıyor hem de tavukları çağırıyordu. Nereden duymuşlardı bilemiyorum; avlunun ortası renk renk tavuklarla, horozlarla dolmuştu.

En kırmızı en semiz olanını işaret etti:

Bunları yeni aldık, cinsleri farklı hem kırmızı renkli yumurtaları var hem de her gün yumurtluyorlar” Tek hamlede yakaladım.

Şimdi bu tavuğu evine götür, sizdeki yumurtlamayan tavuğu bana geri getir” Dakikalar içinde kucakladığım tavuğu kendi kümesimize bıraktım; evdeki önceden çaldığım pilici gerisin geriye Ayşe teyzemin evine bıraktım.

Ayşe teyzem bir iskemleye oturdu, bana da işaret ederek yanına oturmamı istedi:

Bak oğlum, sana bir tavuk daha vereceğim. Bostanımdan yer gösterip salatalık ve domatesleri rahatça korkmadan toplayacaksın, portakal, elma ağacından istediğin kadar kadar toplayacaksın. Başka hiç kimsenin bağına, bahçesine başını bile çevirip bakmayacaksın” dedi.

Tavukları yemledi, aynı işlemle en semiz, en fazla yumurtlayan tavuğu yakaladım; sevinçle evime götürdüm.

Her sabah folluğa, iki kırmızı yumurta bırakıyorlardı. Bir kumandan edasıyla, folluktan aldığım yumurtaları, kardeşlerimi sıraya koymuş her sabah kendim bile yemeden onlara paylaşıyordum. Ayşe teyzem, bir sihirbazdı…

Yanına alıp konuşma yaptıktan sonra, ne onun bahçesine ne de başka bir bahçeye yan gözle bile bakmadım. Şimdi benim çocuklarım, gelinlerim, torunlarım var; sen hikayemi yaz da yerimi yurdumu bildirme emi?” diyerek bitirmişti Ali hikayesini.

Saygılarımla, Melahat Erten Tekeşin.

Ah annem ah!

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in diğer yazıları

Haydi Pikniğe Gidiyoruz!

Haydi Pikniğe Gidiyoruz!

Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar, Rize’nin Gündoğdu ilçesinde, Gündoğdu Merkez İlkokulu’nda üçüncü sınıfları okutuyordum. İlkbahar gelmiş, her taraf yemyeşil olmuştu. Baharla birlikte çocuklarımızın içlerinde kelebekler uçuşuyor, “kabına sığamıyor” misali dolaşıyorlardı. Okulumuz denizin kıyısında,  Rize-Artvin karayolu üzerinde yer alıyordu. Öğretmenler odasında, uzunlamasına dikdörtgen şeklinde, on on beş öğretmenin çevresinde rahatça oturabileceği bir masanın etrafında yerlerimizi almıştık. Müdürümüzün ayrı bir odası yoktu. [...]

Gülümseten Anılar

Gülümseten Anılar

Emekliliğimin ilk yıllarıydı, çocuklarımızın eğitimini tamamlamada yardımcı oluruz düşüncesiyle Ankara’ya taşınmıştık. Emeklilik sonrası bilmediğin bir şehre yerleşmek biraz cesaret ister, ama biz, biraz da zoru başarmayı seviyoruz ailece galiba. İlk başta, taşındığımız dönemlerde, karamsarlığa düşmedik desem, doğrusunu söylememiş olurum. Şehri iyice tanımadan alelacele tuttuğumuz semtlerin bize göre olmadığını fark etmiş, mutsuzluğumuzun nedenini anlamıştık. Semt değişikliği yaparak [...]

Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım

Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım

Orta öğretimden mezun olmuştuk; Erzurum Nenehatun Kız Öğretmen Okulu’na yatılı girebilmek adına, ilk adım olarak kendi ilimizde yazılı sınavına girmiş ve kazanmıştık. İkinci adım, sözlü sınava girmek için Erzurum yolcusu olmuştuk. Yorucu bir otobüs yolculuğu sonucunda, ikindi saatlerine doğru şehre varmıştık. İlk hareketimiz, otellerin birine yerleşmek olmuştu. Bir gecelik konaklamadan sonra, sabahın erken saatlerinde hazırlanarak heyecanlı bir şekilde, [...]

Yazılı Kağıtları

Yazılı Kağıtları

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf olduğumuz günlere… İlkokul bitmiş ortaokula başlamıştık. Tek öğretmenli, hayatımızdan çok öğretmenli günlerimize geçmiştik. Her öğretmen ayrı karakter taşıyordu ve biz onların anladığı dilden hareket etmeliydik… Biz öyle düşünüyorduk desem daha doğru olacak sanırım. Matematik öğretmenimiz, ‘B’ şubesini yazılı yapmış “sınıfta iyi not alan olmamış” haberini almıştık. [...]

Teşekkürler

Teşekkürler

Güzel güneşli bir yaz günlerinin sabahına uyanmıştım. Üzerimdeki yorganı hafifçe üzerimden kaydırarak gece boyu tüm bedenimi koruma altına alarak, vücudumu koruyarak hizmet verdiğinden dolayı teşekkürlerimi sunmuştum. Sağ omuzumdan kayarak ayaklarımı yere basmıştım. Sol omuzumdan geriye bakarak, beni gece boyu üzerinde taşıyan yatağıma, karyolaya, yastıklara nevresim takımına da teşekkürlerim olmuştu. Ayağıma geçirdiğim terliklere, benim ağırlığımı taşıyacaklarından dolayı, peşinen teşekkür [...]

Bir tuhaflık vardı !

Bir tuhaflık vardı !

Altı katlı apartmanın dördüncü katından pencerenin perdesini kenara çekip düzgünce kenara yerleştirdim. Pürüzsüz gökyüzünü seyretmenin, aralanan pencereden gelen temiz havayı içime çekmenin keyfini yaşıyordum. Kapımın zili çaldı, “Allah Allah, bu saatte de kimseyi beklemiyordum, dış kapı görevlisi de haber vermedi; kim geldi, acaba?” diyerek kapıya yöneldim, merakla kapıyı açtım. Karşı komşumun kızı, bütün sevimliliğiyle, neredeyse, [...]

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Haydi Pikniğe Gidiyoruz! yazısına Can tarafından yapılan yorumlar

Melahat hocam yazılarınızı okumak müthiş keyifli sizin gibi harika bir insani tanimak ayrı bir mutluluk ,sevgiler kalbi güzel insan ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi Erduran tarafından yapılan yorumlar

Gerçekten bu yaşanan cocukluğumuz ve bayram hazırliklarimiz,70 şinde olsakda çocuksu duygularin hayali ,,mekâni ve çevresi ile olşuyor insanda,bir daha yaşattiniz çocukluğumuzu.teşekkürler..ederim. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi tarafından yapılan yorumlar

Gercekten cocuklugumuzun bayram hazirliklarini animsattiniz. 70'misimde olsam bile gecmisteki bu bayramlari hatirlamakla mutlu oldum. Teşekkür ederim, kaleminize saglik.. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Alparslan Alemdar tarafından yapılan yorumlar

Güzel yazılmış hoş bir anı. Hatırladıkça insan o günleri yeniden yaşıyor. ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

Proje Çocuk Nedir?

Evet yanlış duymadınız, proje çocuk! Kendi hayallerini, istek ve arzularını yerine getiremeyen anne babalar, bu isteklerini çocuklarında uygulamaktadırlar. Çocuğun fikri sorulmadan, onun isteklerine saygı duyulmadan mükemmeliyetçi bir anne baba tutumu ile yetiştirilen çocuktur. Anne ve baba beklentilerini, hayallerini çocuğa da aktarıyor ve çocuğu, kendi hayallerini gerçekleştirmek için proje olarak görmektedirler. Bir düşünelim, kendi adınıza karar veremiyorsunuz, [...]

Daldan Dala

İstesek de istemesek de kendimizi öyle bir yaşamın içerisinde bulduk ki, artık günlük yaşananların takibinde bile zorlanır olduk. Sabah kahvaltı haberlerinde akşam olanların hayretini kafamızdan atamadan öğlen haberlerinde sürpriz yeni gelişmelerde kendimizi buluyor, birkaç kişinin çizdiği yolda yürür olduk. Öylesine alıştırıldık ki, canımızın yanacağı, acısını yüreğimizde hissedeceğimiz olayları dahi dizi rahatlığında izliyor, her şeyi o [...]

Ah annem ah!

“Çocuk yaşta kaybetmiştim annemi” diye söze başlamıştı Ali, hikayesini dinliyoruz: “Annemin sıcak kucağından, kader beni iskemle tepelerinde, korunmasız bırakmıştı! Ağabeyim, babam ve ben şimdi ne yapacaktık? Babam gençti, evlenmesi gerekiyordu; kendine uygun bir eş almış evimize, yeni bir anne gelmişti. İlk günler, güllük gülistanlıktı her şey, yeni annemiz bize çok sevecen davranıyor; neredeyse annemizi aratmıyordu desem yeridir. Yeni anneden [...]

Otonom Sisteme Türk Damgası

Otonom Teknolojisi artık sıkça duymaya başladığımız iki kelime, otomatik kontrol sistemleri sayesinde bir otomobilin sürücüsüz olarak kullanıla bilmesi. 1920’li yıllardan beri otomobil devleri bu ve buna benzer teknolojileri geliştirerek, isimlerini duyurdukları gibi otomobil sanayisinde önemli yer edinmişlerdir.           Otonom teknolojisinin gelişimi birçok ülkede yarı otonom sistemini yakalamış ve yollarda gerekli alt yapı gereksinimleri [...]

Kaz Dağları Ziyaretçilerine Ceza Yağıyor!

Çanakkale İline bağlı Kirazlı Balaban mevkiinde siyanürle altın çıkarma işini sürdüren Kanada’lı Almos Gold şirketinin çalışmaları, siyanürün çevreye vereceği zarar nedeniyle çevre halkı ve diğer illerden gelen çevreci gruplar tarafından protesto edilerek, çeşitli eylem ve yürüyüşler düzenlenmişti.           Almos Gold şirketinin verilerine göre 345.817 ağaç tıraşlanmak suretiyle katledilmiş, 4500 ton siyanür kullanılacaktır. Bahse konu şirket telafisi [...]

Anıtkabir’e nasıl girdiler?

Mustafa Kemal ATATÜRK, o yaşanılmış bir tarihtir. Öylesine bir tarihtir ki, inkârı silinmesi yok edilmesi veya yok sayılması mümkün olmayan, her harfi emsalsiz mücevher taşla yazılmış bir tarihtir. Şair Mutlu Çelik Cevaben Şiiri 4. kıtasında iki satırı aklıma gelir “Esir iken mümkün müdür ibadet, yatıp kalkıp Atatürk’e dua et” öylesine şükran dolu iki cümle ki, [...]

Haydi Pikniğe Gidiyoruz!

Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar, Rize’nin Gündoğdu ilçesinde, Gündoğdu Merkez İlkokulu’nda üçüncü sınıfları okutuyordum. İlkbahar gelmiş, her taraf yemyeşil olmuştu. Baharla birlikte çocuklarımızın içlerinde kelebekler uçuşuyor, “kabına sığamıyor” misali dolaşıyorlardı. Okulumuz denizin kıyısında,  Rize-Artvin karayolu üzerinde yer alıyordu. Öğretmenler odasında, uzunlamasına dikdörtgen şeklinde, on on beş öğretmenin çevresinde rahatça oturabileceği bir masanın etrafında yerlerimizi almıştık. Müdürümüzün ayrı bir odası yoktu. [...]

 

Melehat Erten Tekeşin, Sezen Aksu, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, söz yazarı, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alieren.eu, Alieren Ürküt, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler,